Küçük bir nükleer savaş bile küresel yok oluşa neden olabilir: Nasıl mı?

ABD ve Rusya yakın zamanda, dünyanın en büyük iki nükleer cephaneliğini düzenleyen tek anlaşma olan Yeni START Anlaşması üzerinde müzakereler yapmayı kabul ettiklerini duyurdu. Bu şüphesiz iyi bir haber olsa da bizi rehavete sürüklememesi gerekiyor. Zira nükleer bir savaş tehlikesi, soğuk savaştan bu yana ilk kez bu kadar tehditkar ve yüksek sesle söylenecek bir konuma geldi.

Dünyada 10.000’den fazla nükleer savaş başlığı bulunuyor ve bu başlıkların büyük kısmı ABD ve Rusya’nın cephaneliğinde bulunuyor. Toplam 9 ülkede bulunan nükleer savaş başlıklarının sayısı ise 15.000 civarında olduğu tahmin ediliyor ve yaklaşık 12-13 bin tanesini iki ülkede yer alıyor: ABD ve Rusya.

Etkisi küçük sayılabilecek nükleer bir savaş, bölgede yaşayan kurbanların korkunç kaderlerinin ötesinde büyük ölçekli çevresel değişimler ve iklim sisteminin derinden değişimi gibi yıkıcı bir etkisi olabilir. Kaldı ki 6 Ağustos 1945’te Hiroşima ve üç gün sonra Nagazaki’ye bırakılan atom bombasından hayatta kalanların anlattığı hikayeler bunları doğruluyor.

Öte yandan bu alanda yürütülen bilimsel çalışmalar yerel bir nükleer çatışmanın bile günümüz dünyasında iklim felaketine yol açabileceğini gösteriyor.

Küresel kıtlık ve iklim çöküşü

1982’de, aralarında Carl Sagan’ın da bulunduğu bir grup bilim insanı, nükleer savaşı takip edebilecek bir iklim kıyameti konusunda uyarılarda bulunmuştu. Yaptıkları çalışma sonucunda basit bilgisayar simülasyonlarını ve tarihi volkanik patlamaları doğal analoglar olarak kullanarak, kentsel yangın fırtınalarından stratosfere yükselen dumanın güneşi yıllarca nasıl engelleyebileceğini gösterdiler.

Aralarında Carl Sagan’ın da bulunduğu bilim insanlarının yaptığı bu çalışmada küçük bir nükleer savaşın, “nükleer kış” ile sonuçlanacağını, savaş alanından çok uzakta feci bir kıtlığı tetikleyebileceği keşfedildi. 1980’lerde Ronald Reagan ve Mihail Gorbaçov, bu bilimsel esere atıfta bulunarak nükleer bir savaşın kazanılamayacağını ilan etmişti.

Güncel araştırmalar ne gösteriyor?

Yapılan yeni araştırmalar nükleer savaşın potansiyel iklim etkisini gözler önüne seriyor. Güncel simülasyon ve hesaplama teknikleri sayesinde nükleer bir çatışmanın iklim sistemini büyük ölçüde bozacağı ve küresel kıtlığa neden olacağı ortaya konuyor. Bunun ötesinde olası bir çatışmanın etkileri onlarca hatta binlerce yıl boyunca sürecek ve okyanus ekosistemini büyük oranda etkileyecek.

Baltık Denizi buz tutacak

Araştırmacılar ABD ile Rusya arasında, yanan şehirlerden atmosferin üst kısmına ulaşan 150 milyar ton kurumla (hidrokarbonların eksik yanmasıyla ortaya çıkan ve saf olmayan karbon parçacıklarından oluşan kütle) sonuçlanan bir nükleer savaş senaryosunu inceleyerek sonuçları paylaşmış durumda.

Düşük ışık ve hızlı soğumanın, Arktik deniz buzunun dramatik bir şekilde genişlemesi de dahil olmak üzere okyanusta büyük fiziksel değişikliklere neden olacağı yapılan araştırmada aktarılıyor. Avrupa’nın etrafındaki denizlerin buz tutması balıkçılık dahil tüm nakliye olanaklarını bloke edecektir. Simülasyona göre savaştan sadece üç yıl sonra Baltık Denizi tüm yıl boyunca buzla kaplanır hale gelecek, Kopenhag ve St. Petersburg gibi önemli limanlar kapanacak ve kıtlık baş gösterecek. Hindistan ile Pakistan arasında daha sınırlı bir çatışma senaryosunda bile, 27 ila 47 milyar ton kurum üst atmosfere salınacak ve bunun sonucunda ortaya çıkan soğuma, kuzey Avrupa üzerinden nakliyeyi ciddi şekilde tehlikeye atacak.

En fazla okyanuslar etkilenecek

Nükleer savaşın çevresel etkileri uzun vadeli sorunları birlikte getiriyor. Örnekleri incelediğimizde de bunu görüyoruz. Nükleer savaşın veya bombanın atıldığı yerdeki ekolojik sistemin normale dönüşü onlarca hatta yüzlerce yıl alıyor. Ancak bu sayılar okyanus ve deniz için geçerli değil. Okyanuslar ve denizler tıpkı atmosfer gibi katmanlardan oluşur ve doğası gereği su çok daha yavaş ısınır ve soğur. Dolayısıyla okyanus ve denizler, atmosferden çok daha uzun bir “hafızaya” sahiptir.

Nükleer savaş gibi ani değişiklikler bir insan yaşamı içerisinde okyanuslarda geri alınamaz etkilere sebep olur. Hatta bu etkiler ilk durumuna hiçbir zaman dönemeyebilir ve okyanus ekosistemi kökünden, temelli olarak değişebilir. Unutmamakta fayda var, ekosistem bir bütündür ve bir yerdeki kalıcı değişiklik çarkların hepsini etkiler. Bilinenin aksine dünyada oksijenin ana kaynağını ormanlar değil okyanuslar oluşturuyor, dolayısıyla bu alandaki değişiklik her şeyi etkilemekte.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*